uetd-social-media-038

Nafize Şener

Tutsana elimi, Allah’ın belası’

‘Kızım tut elimi, sakar sakar dolanma, gel buraya, polis şimdi seni arabasına atacak gel kız kör olasıca.
‘Gelsene kızzzzım , Allah’ın belası, tut elimi, gitme, dur araba geliyo, bekle, yürü, gel, bi eve varalım geberteceğim seni, babana da diyeceğim’ der ve bir de bunlar yetmiyormuş gibi 5 yaşındaki çocuğun kafasına vurur.’
Yandan tokalar tutturmuş küçük sevimli ve çok meraklı kız deli danalar gibi sokakta nereye saldıracağına bilemez. Sanki yedi gündür eve kilitlenmiş ve birden salıvermişler gibi.
Bu ikilinin yanından Amsterdam West’te yürürken hatasını göstermek için kadının kolundan tutup. ‘Nasıl davranıyorsun çocuğa, birde ben senin kafana vurayım mi’’, demek geliyor içimden. Ama bunun da doğru olmadığını düşünüyorum.
‘Türk kitapçılarında binlerce güzel eğitim kitabı var, gel beraber bakalım, ben sana bir kitap alayım’ demek istiyorum, fakat onu da diyemiyorum, çünkü yoldan gecen bir insanım. Bana dönüp demez mi ‘Sana ne Allah’ın belası’ diye…
Beni kendimce cesur ve adaletli bir hamle yapma arzumdan hem bir kere demekle ne değişecek düşüncesi alıkoyuyor.
Elinde sigara olan babanın oğluna nasihat ettiğine hiç şahit oldunuz mu? ‘Oğlum bu çok zararlı bir maddedir, hiç başlama, başlarsan da bacaklarını kırarım’ diye? Çocuk seni görüyor, nasihata ne gerek.
Bir gün fakir bir ailenin baba Ferdi çocuğunu alır hoca ya götürür. ‘’Hocam, oğlum çok bal yiyor ve seviyor. Biz yetiştiremiyoruz bal almaya. Bizi dinlemiyor. Siz lütfen oğluma bal yeme deyin, belki sizi dinler diye. Hoca: ‘ Şimdi diyemem 7 gün sonra gelin der. Baba anlamaz ama yinede çocuğunu alıp gider. 7 gün sonra çocuğunu alır ve aynı hocaya gider. Hoca: ‘oğlum bal yeme artık der’. Babası merak eder neden bu sözleri ilk geldiğimizde demedin diye. Hoca: ‘Bende balı çok severim, önce denedim ben balsız durabiliyor muyum diye..demiş.
Kendi cesareti olmayan bir anne, baba, kendini çocukta görüyor ve ona PISIRIK, KORKAK, BECERIKSIZ, senden adam olmaz diyor, aslında aynaya bakıyor, yani KENDINE ama haberi yok.
Çocuğa bağıralım, vuralım, sözümüzde durmayalım, dürüst davranmayalım. Ama çocuktan bağırmamayı ve saygılı olmayı bekleyelim. Nereden öğrenecek saygılı olmayı? Çocuktan yoksa doğuştan alim olmasını mı bekliyoruz?
Çocuk bu küçümsemeleri, güvensizliği duya duya sonuçta öyle de oluyor. Ve kocaman bir çocuk olup evlenince o da çocuklarına aynı CD’den çalıyor.
Hollanda’daki çoğu Türk gençleri içine kapanıkmış, pasifmiş, korkakmış, agresifmiş, sağlık sorunları varmış, psikolojik rahatsızlıkları varmış. Türk gençliği kendi kendine mi bu hale geldi.
Vurdumduymaz, duygusuz, içine kapanık bir çocuk, gördüğümüzde onun anne ve babasına bakalım. Eğer anne baba ince kalpli ve duygulu ise o zaman diyebiliriz bu çocukta bir şey var araştıralım diye. Ama cevaplar için önce kendimize bakarsak ve kendimizi eğitirsek daha çabuk çözümler bulabileceğimize inanıyorum, çünkü çocuklar bize bizi anlatıyor.
’Başarılı ve mutlu çocukları, ancak başarılı ve mutlu aileler yetiştirebilir’’. Kendisini eğitmemiş insan başkasını da eğitemez.
Pasif, agresif, vurdum duymaz duygusuz çocuklar yetiştirmek istemiyorsak, kendimizi yetiştirelim. çünkü: çocuklarımızı yetiştirme konusundaki başarımız, kendimizi yetiştirmedeki basarımızla doğru orantılı olacaktır
Bu ve bunun gibi söz ve örnekleri “Kendimizi ve çocuklarımızı nasıl yetiştirelim?” kitabini yazan Ahmet Avcı’dan detaylarını okuyabilirsiniz..
Çocuklarınızı yetirtirken aynı zamanda onlarla zevk almanız dileğiyle…