uetd-social-media-038

Nafize Şener

Aşk-I Memnu’niyetsiz

İkisi de çok güzel ve genç, biri erkek ötekisi ise kadın. Boğaz’a karşı bir villada yaşıyorlar ve her zaman beraberler. Dehşet gösterişli arabalar kapıların önünde, bahçe ise, romantik anları bekleyen bir yuva adeta.
Bu güzel ve yakışıklıların çalışmaları gerekmiyor. Para onlara veriliyor, yani ekmek elden su gölden misali. Bu kadar nimetin karşılığında bir sorumlulukları da yok.
Çalışan biri varsa, o da aynı evi paylaşan evdeki erkek güzelinin boyca yarısı gelen, ama yaşça da iki misli olan tipik bir ‘amca’. Kadın güzelinin kocası ve erkeğin de öz amcası oluyor.
Yorulan sadece ‘amca’ fakat nedense en fazla kazıklanan da o oluyor:
Amca eve az geliyor. İki güzel evde çoğu zaman yalnızlar. Evdeki diğer fertlerle beraber, herkes kalkar kalkmaz güzel, kısa ve dar elbiselerini giyiyorlar, 2010 moda sergisinde olduğu gibi tüm meşgaleleri bir sağa bir sola, bir o yana bir bu yana yürüyüş yapmaktan ibaret. Tahrikin en üst düzeyde olabileceği bir hava dağılıyor etrafa. Evdeki diğer horanta ile usandıklarından problem arar gibi bir halleri var. ‘Bu hayat böyle rahat olamaz, gelin bir sıkıntı çıkaralım’ dermiş gibi.
Amca işteyken, şu oda senin bu oda benim, koridorda, mutfakta, banyoda, salonda, çatı katında döne, döne, transa girenler gibi, korkulan başa geliyor. Amcanın güzel eşi ve yakışıklı yeğen aşık olup aşk yaşıyorlar ve aradan günler aylar geçiyor.
Hangi dizi hakkında bahis edildiğini tahmin etmişinizdir, Aşk-ı Memnu. Söylentilere göre, abartma dahil, final gecesini 70 milyon Türkiye’dekilerin ve artı enternasyonal yayına bağlı olan vatandaşların seyrettiği bir dizi.
Final gecesinde iki güzelin, sahteliği, gizlice yaptıkları aşk ortaya çıkıyor, herkes şaşkınlık içinde. Nasıl gelişti, nasıl oldu?
Amca dersen hayretler içinde, yeğenine aklına geleni söylüyor: ‘Sen nasıl benim arkamdan eşime bakarsın, ben seni yeğen bilirdim, yedirdim, giydirdim. Bu muydu karşılığı?’ diye. Derken, güzel kadın çaresizlikten göz önünde, kendini vuruyor, yere düşüyor. Yeğen de onunla, yerin dibine giriyor. Gerisi bildiğimiz hıçkırıklı ve hüngürüklü sahneler.
‘Başka ne olabilirdi amca’cığım, bunlar kaç aydır beraberler, sizde yoksunuz, kız ve erkek her an kıvamında, sürekli aynı mekanda nefes alıp veriyorlar. Ortam güzel. Üstelik ev ve maaşlarını da temin ediyorsunuz.
O yeğen dediğiniz kişiyi eve alırken düşünecektiniz. Siz bırakın işinizi sağlama almayı, kızı doğrudan kazığın eline veriyorsunuz, ondan sonra aah vah. Ateş ile barut yan yana, o zamanları da patlıyordu, şimdi de patlar. Bu değişmeyen bir doğa kanunu. Güzelim kızı da öldürdünüz. Asıl siz kimi kandırıyorsunuz, kendinizi mi?’ demek geldi içimden mağdur gösterilen amcaya.
Genel olarak dünyada bir ahlak çöküntüsü yaşanıyor. Kim kime dum duma. Evlilikler, ilişkiler ve getirdiği ağrılar sızılar. Aldatan kural tanımıyor. Aldatılan ise hislerini, doğru bildiklerini ve gördüklerini içine gömüyor. İkisi birbirini ayakta tutuyor. Aşk bitince ilişki de bitiyor, uzun soluğa kimse gelmiyor. Ya evlilik, ya aşk yaşanıyor. İkisi bir olmaz mı acaba?
Aşk güzel zira, gizli olunca ‘Ya Ölüm Ya Zulüm’ getirmekte. Bu ibret olarak aleme verilen bir ders sanki. Aşık olmak suç olmamalı ama insan, aşkı gizlilikten kurtarmalı. Aşkı hayatına göre değil; hayatını aşkına göre kurmalı.
Yine de siz siz olun, sevdiğinizle ilgilenin, Behlül kaçtı, etrafınızı kollayın.
Aşk-ınızla memnun kalmanız dileğiyle…